Kırbaş'tan
Reks'e Can
Dostları
-Kitap Önsözü-
Son dönemlerde evcil hayvanlarımıza
ailemizin bireyiymiş gibi bir yaklaşım sergilemeye ve onları hayatımızın önemli bir
parçasıymış gibi görmeye başladık. Onlarla birlikte yaşamayı ve hayatlarımızı onlara
göre şekillendirmeyi öğrendik.
İnsanlık tarihi boyunca bizler için
hep önemliydiler; ancak bugünküyle kıyaslanamayacak kadar da bizlere uzaktılar. Onları
sadece çıkarlarımız için kullanıyorduk ve dostluklarına başvurduğumuzda bu yine kendi
yalnızlığımızı giderme amacı taşıyordu.
Kaleme aldığım bu hikâyede ise değişen
koşulları ve geçmişten günümüze can dostlarımıza olan bakış açımızı irdelemeye çalıştım.
Bir yandan günümüz kültürünün iyi bir
örneği olan Reks’i ve onun eski dostuna karşı gösterdiği sadakati aktarmaya çalışırken
diğer yandan da bir evin bekçi köpeği olan Kırbaş’ın üst düzey korumacı yönünü ele alıp
yıllar içinde evcil hayvanlarımıza olan yaklaşımımızın nasıl değiştiğine değinmek
istedim.
Bunları aktarırken COVID-19 salgını
boyunca bu hayvanların ve belirli meslek gruplarının karşılaştıkları zorluklardan da
bahsederek konuyu farklı bir bakış açısına taşımayı hedefledim.
-Birinci Bölüm-
Hakan düşünceli bir halde çevresinde
olan biteni kontrol ederken pasajın kuzeydoğu girişinde Reks belirdi ve onu fark eder
etmez bir anda eski yılları, özellikle de pasajın geçmişteki o cıvıl cıvıl görüntüsünü
anımsadı.
Henüz ekonomik krizin yaşanmadığı,
emekli maaşlarının oldukça yüksek olduğu, maddi açıdan rahat olan emeklilerin
istedikleri gibi keyif sürebildikleri yıllardı.
Pasajdaki kahve bu gruba hitap
ediyordu ve genellikle ağzına kadar dolu oluyordu; hatta oturacak yer bulma sıkıntısı
bile yaşanıyordu.
Yaz dönemi geldiğinde ise bu durum
epey değişiyor, kahveye gelen müşteriler çoğunlukla dışarıya oturmayı tercih
ediyorlardı. Dolayısıyla kahvenin önü ve pasajın belirli kısımları çok canlı bir
görünüme kavuşuyordu.
Bunları düşünürken o yıllarda
vakitlerini sürekli kahvede geçiren yaşlıları ve pasajda dükkân işleten esnaf grubunu
hatırladı.
Bunların bir kısmı hayata veda etmişti
ve bunlardan ilk aklına gelen de eski komşusu Kosta oldu. Çok değer verdiği bir insandı
ve onu anımsayınca ruh hali bir anda değişti.
Fakat hüzünlenmek istemediği için
dikkatini yeniden Reks’e kaydırdı.
Reks, pasajın cıvıl cıvıl olduğu
yıllarda genç ve çok güçlü bir köpekti. Diri ve sert görüntüsü hemen dikkat çekiyor,
attığı ağır ve emin adımlarla izleyende hayranlık uyandırıyordu.
Görünümü sert olduğu halde kendisi çok
uysal ve cana yakın bir hayvandı. Ayrıca özel bir koklama yeteneği vardı ve bu sayede
bir insanın iyi karakterli olup olmadığını anlayabiliyordu.
Bunu yaparken önce bakışlarını o
kişinin gözlerine götürüyor, ortam uygunsa ona yaklaşıp onu kokluyor, eğer ondan
kendisine bir zarar gelmeyeceği kanısına varırsa ona usulca sokuluyordu.
Karakterinden şüphe duyduğu insanlara
karşı ise mesafeli duruyor, dostu Niko böyle birinin yanına oturduğu zamanlarda yavaşça
oradan uzaklaşıp onu uzaktan izleyebileceği bir yere uzanıyordu.
Bütün bunlar zihninde canlanırken Reks
iyice yanına yaklaştı ve onu daha yakından görünce bir süre ona inceleyici gözlerle
baktı; bu sırada epey zayıflamış olduğunu, boynundaki kırmızı tasmasının yerinde
olmadığını, yaşlılık belirtilerinin çok belirginleştiğini, üstelik adımlarını da epey
küçük attığını fark etti.
Ayrıca yürürken başını yarı eğik
vaziyette tuttuğunu, gözlerini kısar gibi yarıya kadar kapattığını, attığı birkaç ufak
adımın ardından soluk almak için duraksadığını, sonra da “ha gayret” dercesine tekrar
yürümeye başladığını gördü.
Gerçi bitkin görünmesine rağmen çok
gayretli bir hali de vardı.
Onu böyle izlerken geçen yıl hayata
veda eden Niko’yla ikisini son gördüğü anı anımsadı ve içini garip bir hüzün sardı.
O gün Niko’yla birlikte pasajın
girişinde belirdiğinde çok daha dinç ve güçlü görünüyordu.
Aslında o hali bile çok yaşlı olduğunu
ispatlar nitelikteydi; ama yürüyüşü ve kulakları dik, kendine olan güveni tam, kilosu ve
kuvveti yerindeydi; açık kahverengi tüyleri çok canlı, bir sokak hayvanına göre oldukça
temizdi.
Sahibi tarafından terk edildiğinde
onun bu insan canlısı yönünü gören Niko, onu koruması altına almış, kendi küçük
köpeğiyle ilgilenirken onu da beslemeye başlamıştı.
Daha sonraları aynen onun gibi başka
bir sokak köpeği olan Aleka’yı da sahiplenerek grubu büyütmüştü.
Bu iki sokak köpeğini evinin önünde
besliyor; kahveye gideceği, yürüyüşe çıkacağı ya da kendi köpeğini gezdireceği
zamanlarda gruba onları da dâhil ediyordu. Özellikle Reks bu grupta mutlaka yer
alıyordu.
Niko’nun vefatıyla birlikte bu grup
dağılmış, Reks’le Aleka kendi başlarına kalmışlardı.
Niko’nun ailesi onları evlerinin
önünde gördüğünde besliyordu ama insan dostlarını kaybetmelerinin üzüntüsüyle oraya
gitmeyi de epey azaltmışlardı.
Bir süre sonra Aleka kendisine yiyecek
veren bir grup esnafa yaklaşmış, Niko’nun ailesiyle olan bağını büyük oranda koparmıştı.
Reks ise arkadaşının tutumunu uzunca bir süre reddetmiş, sokaklarda kendi başına
dolaşırken Niko’yla birlikte yürüdükleri rotayı takip ederek eski dostuyla edindiği
alışkanlıklarını sürdürmeye devam etmişti.
Fakat Niko’nun hayatından çıkması ve
yeterince iyi beslenememesi bedenen çökmesine yol açmıştı.
Üstelik bu sadece birkaç ay gibi kısa
bir sürede gözle fark edilir bir hal almış, bir de buna ilerleyen yaşı eklenince onu
tanımak oldukça zorlaşmıştı.
Neyse ki bu birkaç aylık sürecin
ardından arkadaşı Aleka’nın manasına o da yerel esnafın verdiği yiyecekleri yemeğe
başlamış, zor da olsa hayata tutunmayı başarmıştı. Ancak kaybettiği kiloları bir daha
geri alamamıştı.
Hakan onu bu haliyle ilk gördüğünde
tanımakta epey zorlanmış, karşısındaki dost canlısı köpeğin Reks olduğunu anlayınca
oldukça üzülmüştü.
Reks yavaşça önünden geçerken hala
bunları düşünüyordu ve kaygılı gözlerini de sürekli onun üzerinde tutuyordu.
Esnafın sokak hayvanları için devamlı
su ile dolu tuttuğu kaba doğru yöneldiğinde onun bu kadar güçsüz olmasını biraz da
yaşanan salgına bağladı.
Şehir esnafı çok uzun bir süre kepenk
kapatmak zorunda kalmış, birçok sokak hayvanı yiyecek bulmakta güçlük çeker olmuştu.
Bu arada Reks’i izlemeye devam ederken
onun her tıkırtıya tepki veren kulaklarının pek duymadığını ve her şeyi kontrol eden
gözlerinin de eskisi gibi iyi görmediğini fark etti.
Buna rağmen hala iyi koku
alabildiğini, kendisini kokusundan tanıyıp hafifçe yavaşladığını, selam verir gibi
başını kendisine doğru çevirdiğini görünce epey mutlu oldu.
Niko hayattayken onunla en son Reks
hakkında konuştuğunda yaşının on iki ya da on üç olması gerektiğini söylemiş ama onu
sokakta bulduğu için net yaşını kendisinin de bilmediğini dile getirmişti.
Bu bilgileri göz önünde
bulundurduğunda Reks’in şu anda en az on beş yaşında olduğundan emindi.
Kulaklarının pek duymamasını ve
gözlerinin iyi görmemesini de yaşlılıktan kaynaklanan doğal bir süreç olarak yorumladı.
Hala koku alma duyusunun kuvvetli
olmasına ise epey sevindi; çünkü bu sayede kötü kalpli insanlardan uzak durarak
kendisine gelecek herhangi bir zararı engellemiş oluyordu.
Su içmek için eğilirken oldukça ağır
hareket etti ve birkaç yudum içtikten sonra iki ayağının üzerine oturarak bir süre
çevresinde olup biteni izledi.
AYeniden hareket etmeye başladığında
yeterince dinlenmiş olduğu halde hala nefes nefeseydi ve yine ağır adımlarla eski dostu
Niko’yla birlikte yürüdükleri günlerdeki gibi pasajda sıklıkla vakit geçirdiği köşeye
yöneldi. Ardından yüzünü kahveye çevirdi ve gözlerini hafifçe kısarak yere uzandı.
Çok zorlandığı halde eski
alışkanlıklarını sürdürmeye devam ediyordu ve bunları yapmaktan da bir türlü
vazgeçmiyordu.
Hakan bir süre onu izledikten sonra
komşusu Yorgo’ya seslendi ve su kabındaki suyun taze olup olmadığını sordu.
Yorgo’dan, eşi Popi’nin suyu yeni
değiştirdiği cevabını alınca onun az su içmesini yine yaşlı olmasına bağladı.
Devamı okumak isterseniz e-kitabı
satın almak için
tıklayınız...
-Kitap Hakkında Notlar-
Kitap; 9 bölüm, 20 bin kelimeden
oluşmaktadır.
Yazar, sözlü hikâye anlatımının yoğun
olduğu bir kültürde, bu geleneği sürdüren bir dedenin torunu olarak yetişmiş,
dedesinin daha önceki nesillerden alıp kendisine kadar ulaştırdıklarını yazılı anlatıma
dökerek sonraki nesillere iletmek istemiştir.
Cümlelerini bu anlatım tarzında kurmaya özen göstermiş, ayrıca Batı Trakya’da
konuşulan
Türkçeyi
kullanmaya gayret etmiştir. Ailesinin, yakın çevresinin ve bölge insanlarının bunu
okuduklarında içinde yazanları
eksiksiz
anlayabilmelerini arzulamıştır.